reklam arası
Reklamlar…
Üstün zeka, sıradışı reklamcıların ‘ her şeyi yutan’ halka layık gördüğü reklamlardan bazıları… Yiyip yememek size kalmış. Buyurun…
Mutfak tezgahları ve klozetler bırakın ayları yıllardır temizlenmediğinde oluşacak derecede kirlenmiştir. Hangi ev kadını o hale gelene kadar mutfağını ya da tuvaletini temizlemez ki, süper kahramanlar işe el atmak üzere ortaya çıktığında hiç merak edip sormaz mı ‘ be kadın bu mutfağın hali ne, bu klozet bu hale gelene kadar nerdeydin?’ diye çemkirmez mi?
Diğer temizlik ürünlerinde aynı gaflet vardır. Hepsinin bileşeni aynıdır ama nedense x ürünü kullandığınızda beyazlarınız daha beyaz, y ürünü kullandığınızda - özel olarak uğraşsan yine yapamayacağın derecede- makineden gri olarak çıkar.
Eviniz de pasaklılığınızı sorgularken salonun ortasında elinde deterjanı ile bir adam veya bir kadın belirir. Onun orda olması çok normalmiş gibi davranır, bir hırsız gibi eve girişini merak etmeyiz. Bugün kapısını mosloya, maceye, mariele açan yarın hırsıza davetiye çıkarır ya neyse…
Erkeklerin ilk görüşte bir kızın gür ve sağlıkla dalgalanan saçlarından çok etkilenirmiş masalını kim yutar ki; Güçlü ve güzel saçlarla bir erkeğe istediğimiz her şeyi yaptırdığımız yalanına inanmamızı nasıl beklerler? Onların vücudumuzda ilgilendikleri öncelikli yerlerimiz vardır.
Can simidi ebatındaki göbekleri, yarım dünya olan basenleri birkaç masaj hareketi ile veya mucizevi zayıflama hapları içerek yok etmek mümkünse bunun paha biçilemez bir icat olması gerekmez mi? Kenar mahalledeki aktarlarda bile bu müthiş buluş satılıyor ve ne yazık ki ayda on beş kilo verdiren bu ürünlerden bihaber şişmanlar hala ortalarda dolaşıyor.
Bir balo salonunda kadın dans ediyor ve kadının dansından çok üzerindeki gömleğin rengi konuşuluyor ve bu da yetmezmiş gibi gömleğin yıkandığı deterjan şık giyimli kadının arkasından ortaya çıkıveriyor. Meğer kadın baloya gelirken yanında hani sorarlarsa diye deterjanını da getirmiş…
Kirlenmek güzeldir. Kim demiş? Hiç de değildir. Kiri, çamuru, yağı, pası özendirmek de neyin nesi… Ben inanmıyorum cesareti, özgüveni, merakımızın üzerine gitmeyi vurgulamak gibi bir misyon üstlenildiğine…. Tek dertleri, üstünüzü başını kirletin, daha çok çamaşır yıkayın, ürünümüzü daha çok tüketin. Ne kadar çok kirlenirsek daha çok deterjan, daha çok elektrik tüketip doğaya daha çok zarar vereceğimizden kimse bahsetmiyor nedense… Kirlenmeyin. Kirlenmek değildir güzel olan.
Ve gsm operatörleri…. Vay be ne güzel reklam yapmışlar, ne kadar çok reklam veriyorlar, ne kadar çok para harcanmıştır bu reklama. Doğru. Uzun, pahalı prodüksiyonlu reklamları sizin paranızla yapıyorlar. Şunun vergisi, bunun algısı, ordan girdisi, buradan çıktısı, ederinin beş katına faturanıza taksitle yansıyan cep telefonları derken baya kazanmış oluyorlar ve daha şirin, daha güvenilir, daha ‘ucuz’ olduklarına inandırmak adına o güzelim reklamlar yapılıyor.
Reklamların cafcafına, renkli ambalajına, kullandığı kadının güzelliğine, insanüstü, mucizevi, kimi zaman olasılıksız vaadine tav olmadan önce bir daha düşün…
Şimdi reklamlar…
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ne istiyorum
Yemek yedikten sonra bütün yediklerimi eritecek bir sıcak içecek icat edilmesini,
Tüm elektronik aletlerin kablosuz çalışanının icat edilmesini,
1000 liraya alınan cep telefonlarının bir iki ay sonra yeni bir özelliğinden dolayı yeni modelinin çıkması ve elimdeki telefonun değerinin yarı yarıya düşmesinden dolayı bunun ticari bir ahlaksızlık olduğunun farkına varan birinin dava açmasını,
deneyim arayan tüm işverenlerin deneyimsiz günlerine dönmesini ve bir başkalarının ondan deneyim istemelerini,
bağrını açan, çakma marka giyinen, olduğu gibi de göründüğü gibi de olamayan, mutsuz, arsız, densiz, gereksiz, Türkçeye pek benzemeyen tiksindirici bir dil kullanan tüm yeniyetmelerin sıkı bir disiplinden geçirilmek üzere özel ıslah evlerine konmasını,
ot gibi, tavuk göğsü gibi zararsız besinlerden üretilen 500 kalorilik çikolata tadında çikolata üretilmesini,
hem trafiği altüst eden hem de zart zart kornaya basan tüm kadın sürücülerin bir başka bahara kadar ehliyetlerine el konmasını,
bir Allahın kulunun çıkıp yemekteyiz programında tüm yemekleri beğenmesini, kontes ailesine mensup, hijyen abidesi diğer yarışmacıların karantinaya alınmasını,
bihterin evin içinde eşofman giymesini, behlülün askere gönderilmesini, beşirin insanüstü sabrının çatlamasını, adnanın her şeyi öğrenmesini ve gerekli kişilerin gerekli yerlerine tekmeyi atmasını,
artık yaprak dökümünün bitmesini ve diziden bihaber birine nejla, Leyla, cem,oğuz, Ceyda aşk ve entirika beşgenini açıklamaya çalışırken göbeğimin çatlamamasını,
kilo hesabı çinden ihraç getirilen milyonlarca ugg botlarının artık modasının geçmesini,
asansörlerdeki, metrodaki, delici sessizliğin bölünmesini,
okan bayülgen’i bozacak cabbar bir insan evladının yetişmesini
İSTİYORUM
çakal imparatorluğu
ÇAKAL İMPARATORLUĞU
İyi olmak zordur ve zahmetlidir. İyilik bir erdemdir. İşin ucunda elma şekeri ile ödüllendirileceğini düşünmeden hiçbir şeye ve kimseye zarar vermemektir. İhtiyacı olduğunda ve ihtiyacı için laf etmektir.
Yeryüzü haritası karalar ve okyanusların işaretlendirildiği mavi ve kahverengi renklerinin dışında amaçlarına göre siyah ve beyaz renkleriyle gruplanmış, dikkatli bakıldığında görülebilecek bloklara ayrılmıştır.
Beyaz blokta çakal imparatorluğu yaşar. Kendilerine simge olarak beyaz rengi seçmişlerdir. Çünkü aynaya baktıklarında kendilerini başlarının üzerinde hare gören aslan zanneden çakallar beyaz renginin saf, masum ve kirlenmemiş anlamını kendilerine amaç olarak kullanırlar. Çoğu çakal kravatlıdır, bayramda hiçbir yakınının elini öpmeyi ihmal etmez, ağlayabilir, düşünebilir, ayak bastığı toprağa fidan ekip onu yeşertebilir, üretici ve faydalıdır aynı zamanda yani. Diğerlerinden asla ayırtedemezsiniz.
Siyah blokta hava daha temizdir. Havada hin, cin, yüreklerde hesap plan bulunmayan canlılar yaşar. Siyah rengi kendileri seçmemiştir, tercih şansları olmayan etekliler yaşar bu blokta. Etek giyenlerin camdan bir zırhları vardır. Şeffaf ve kırılgan. Ve camdan bir dokunulmazlık taşıdıklarını ancak cam çatladığında anlayabilirler ve hiçbir tedavi hiçbir müdahale o çatlağı onaramaz. Tecrübe edine edine cam kırılır ve ancak tecrübelerinden doğru yolu bulanlar zırhlarını demire çevirebilir. Zırhını demire çeviren etekli şüpheyi, güvensizliği, kötüyü, çıkarı, dikkati, nerde durması nerde yol alması gerektiğini öğrenmiş olandır. Yani çakallığın bir alt ve daha tehlikesiz tanımı olan kurt olmuştur. Kurt olmayı başaramamış saf kalmakta direnen etekli saflığın ödül olmadığı bir blokta yaşadığı için cam kırıkları canını acıta acıta yaşar.
Yeryüzündeki mavi ve kahverengi bölgelerde de birçok kravatlı ve etekli yaşar. Onlar siyah- beyaz blok sınırına komşu olmayan şanslı canlılardır. Kravatlı kat kat demir bir zırhla doğar bileği, yüreği demirdir, iradesi taştır. Ama yakınında o kadar çok camdan can vardır ki naif, su misali bu canlara koruma içgüdüsü ile bakar. Sadece kendi kanından olanlara değil diğer eteklilerin de camdan zırhlarına zarar vermeyen ellerini kaldırarak taş atıp kırmaya çalışanlara engel olanlar yeryüzünün en güzel topraklarında yaşar. Ha bir karıştır toprağı ha dönümlerce, ha verimlidir ha kuru ama adam sıfatıyla yaşarlar ve ait olduğu sınırlar içinde etekliler kravat takan hiçbir canlıdan zarar görmez, ayakları takılıp düşerlerse veya bile bile yumruk atarlarsa camdan zırhları zarar görür. Kravatlı adamlar topraklarını suyla sularlar, eteklilerin gözyaşlarıyla değil. Bu diyarda etekliler çamuru sadece ayaklarının altında görürler.
Etekliler sinelerini açarlar ama çakalların ne hamle yapacağını hesaplamadan, bilirler ki o sine, ileride kendilerinden bir cana süt verecektir. Yüreklerini açarlar çakallara, ama çakalların o yüreği pençeleriyle nasıl parçalayacaklarını bilmeden. Tertemiz ciğerlerine nasıl bir virüs bulaştıracaklarını düşünmeden. Ya da açmazlar yüreklerini, sırtlarını dönerler. İşte bu anda çakal konseyi toplanır ve dokunmadıkları dokunamadıkları bedenlere, gözlerini alan ışıltıya, ruhlara nasıl karayı bulaştırabileceklerini tükürük saçarak tartışırlar. Başında hare taşıyan gönüllü bir çakal ortaya çıkar ve meydanda aç kalmış olmanın verdiği hırsla çamur karmaya başlar ve çamuru bitene kadar çalışır. Bu yorucu bir iş değildir zevk ala ala yapar bunu.
Siyah blok suyla üzerine yapışan çamuru temizlemeye çalışır. Nerden geldi bu çamur diye gökyüzüne bakar, güler kendine. Zira yukarıdan pislik yağmaz, gökyüzünden nur nimet yağar ancak. Etrafına bakınır çevresinde kimseyi göremez. Düşünemez zaten kimseye konduramaz. Temizler suyla pisliği. Çünkü çamur üzerine atılmıştır, ruhuna yüreğine kimse erişemez ki. Siyah ve beyaz blokta her etekli hanımefendidir, onu kirleten ya en yakınındaki ya en uzağındaki çakaldır. Atılan çamura seyirci kalan veya göz yuman veya sırtından vuruluşunun sesini dinleyen çakallar hayatlarının içindeki bir etekliye de aynısının yapılabileceğini düşünmezler, kendilerine dokunmadan geçen yılan birgün teyet geçmeyecektir bunu fark etmezler. Su içerken bile dokunacak yılanlarla tecrübe yaşayacaklardır, bilmezler.
Çakallar bilmezler ki her etekli hayatına soktuğu adamı adam bilir ve bir etekli üzerine oynamayacağını düşünür. Hiçbir çakal da bilmez ki siyah bloktakiler eteklerini belden aşağılarına giyerler ama yüreklerini ve niyetlerini belden yukarılarında taşırlar. Çakallar ise kravatlarını belden yukarılarına takarlar ama niyetlerini belden aşağıdan bir santim yukarıya taşıyamazlar.
Siyah karadır ama en asil ve en çok kullanılan sevilen renktir. Beyaz manasını kirletenlerden sonra sadece ölümü ve soğuğu hissettirir.
Ve çakal imparatorluğu harplerde silah ve cephane taşıyan eteklilerle savaşan kravatlılar sayesinde elbet birgün yıkılacaktır.
Bu yazıya tepki gösteren aynada başının üzerinde bir hare görüp görmediğine tekrar baksın. Ve niye mavi ve kahverengi yeryüzü parçasında yaşadığından anlık da olsa tereddüt ettiğini düşünsün. Elini iyi yıkayıp yıkamadığını kontrol etsin, belki bir parça çamur kalmıştır.
aranıyor :)
Sigara içilmez yerde sigara içtim ne yapayım aklıma geldin
Girilmez yere girdim belli mi olur orda olabilirdin
Dikkat köpek varmış
O villaya da gittim, köpek amma havladı
Çevreye verdiğim rahatsızlıktan ötürü özür diledim
Senin olabileceğin her yere baktım, her sokağa, her taşın altına
Bizimle çalışmak ister misiniz yazıyordu camda
Hemen daldım mağazaya, baktım sağa sola
Kredi kartına beş taksit yazıyordu duvarda, mutlaka uğramışsındır buraya
Ordan çıktım, damsız girilmez diye durdurdular başka kapıda
Şaşırmış bunlar, damı arıyoruz zaten burada
Yine de almadı içeri o koruma
Kafam karıştı ya o kapının ardındaysa
İkinci el telefoncuya da baktım , sahibinden 96 model satılık arabaya da
Eşyalı eve üçüncüyü alacaklara da sordum bir alana bir bedava satan esnafa da
Prezantabl, yabancı dil bilen personel arayan firmayı da buldum
Yabancı dil biliyor musun bilmiyordum ama
Prezantabl olduğundan ordasındır diye umdum
Evlere servis yapılır yazan motosikletin ardından koştum
Canın pizza çekmiştir belki diye
Ama yine yoktun ve ben çok yoruldum
Yayaya yol ver tabelasının önünde bekledim saatlerce
Ya yaya olur geçersin
Ya yayaya yol verirsin diye
Büyükşehir çalışıyormuş
Seni aradığım kadar mesai yapıyormuymuş
Otobüs saatte bir geçiyormuş
Dolmuşta indi bindi beşyüz kuruşmuş
Şoför bey ışıklarda inecek var
Bu yol sana gitmiyormuş
Sevgilim yine yollardayım
ama önemli değil yeter ki seni bulayım
trafik sıkışık, kuyruk uzun hemen tehlikeli madde aracını solladım
Uzun araca takıldım
Onu da atlattım bi kamyonun arkasında kaldım
Kasasında yazıyordu selvi boylum al yazmalım
O selvi boylusuna varacak diye
Ben fındık kurdumu kaçırdım
Koca şehirde sokak sokak, her tabelada, her ilanda seni aradım
Ne seni bulabildim ne işaretlerden izine vardım
Seni ararken kaybetmişim kendimi çok sonra anladım
Kayıp aranıyor diye ilan yazdırdım
Görenlerin insanlık namına,
aşk namına aramasını yalvardım
Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
veda (mı?)
Farzet çok uzaklara gitmedim
Maç izlemeye gittim kahveye arkadaşlarla
Arkamdan gece dönecekmişim gibi el salla
Çok ağır bir merasim veda
Hoşçakal de ama çok canımı yakıyor elveda
Farzet işte mesaiye kaldım
Biraz daha sık dişini, karşımda ağlama
İç çekişini unuturum da gözyaşın çıkmaz. Aklımda
Geldiğimde ben zili çalarım sen durma camda
Çok ağır bir merasim veda
Sakın deme bana elveda
Farzet trafiğe takıldım, yoldayım
Sen ben gelecekmişim gibi yaşa
Farzet yarım saat sonra dudağım yanağında
Elim saçlarında, başın omzumda
Vedayı alma ağzına
Hoşçakal de ki çabuk geleyim yanına
Farzet başka şehirdeyim
Başını kaldırıp gökyüzüne bakma
Ellerini açıp etme adıma dua
Ben hala bir yudum nefes var farzediyorum
Toprağı yorgan, karanlığı gece sayıyorum
Sen evin tozunu alırken yaşıyorum
Aklına gelip oturup ağladığında anlıyorum
Maça gidemeyeceğimi, trafiğe takılamayacağımı,
Başın omzumda elim saçlarında
Sabahlayamayacağımı...
Sen yine de deme elveda
Çok ağır bir merasim veda
Durma artık camda, bakma kapıya
Baktıkça canımı acıtacaksan koyma o resmi duvara
Dünya zaten yalan dünya
Bir ufacık yalanı da benim için oyna
Sen ben gelecekmişim gibi yaşa
Hiç gitmemişim gibi o yola
Ölümle çarpışmamışım gibi o yolda
Elim telefonda
Seni seviyorum dediğimi son anda
Kanımın çekilişini dinleyişini diğer uçta
Hiç inanma bunlara
Farzet uzaklara gittim, başka şehirdeyim
Nefesime göz koyma
Sakın deme bana elveda
Çok ağır bir merasim veda